Bugun...
SON DAKİKA

Betonun Gölgesinde Enflasyon.

Türkiye’nin İnşaatla İmtihanı Türkiye son yirmi yılda çok şey inşa etti. Köprüler, otoyollar, havaalanları, şehir hastaneleri, toplu konutlar, rezidanslar, alışveriş merkezleri, siteler, kuleler…
facebook-paylas
 Tarih: 21-07-2026 13:33:46

Betonun Gölgesinde Enflasyon.

Türkiye’nin İnşaatla İmtihanı Türkiye son yirmi yılda çok şey inşa etti.

Köprüler, otoyollar, havaalanları, şehir hastaneleri, toplu konutlar, rezidanslar, alışveriş merkezleri, siteler, kuleler…

Şehirlerin silueti değişti. Bazı kentler tanınmaz hale geldi. Bir nesil, çocukluğunun geçtiği mahalleyi artık haritada bile bulamaz oldu. Peki bütün bu inşaat faaliyetleri bizi daha zengin yaptı mı?

Daha üretken bir ekonomi oluşturabildik mi?

Daha düşük enflasyona sahip, daha öngörülebilir bir ekonomik yapı kurabildik mi?

Bugün yaşadığımız yüksek enflasyon ortamına baktığımızda bu soruları yeniden sormak gerekiyor.

Çünkü ekonomi bazen rakamlardan çok tercihlerle ilgilidir.

Türkiye uzun yıllar boyunca büyümeyi büyük ölçüde inşaat üzerinden gerçekleştirmeyi tercih etti. Bunun anlaşılır nedenleri vardı. İnşaat hızlı büyüme sağlar. Kısa sürede istihdam yaratır. Çok sayıda alt sektörü harekete geçirir. Ekonomik aktiviteyi görünür hale getirir. Yapılan yatırım gözle görülür, fotoğrafı çekilebilir, açılışı yapılabilir. Ancak ekonominin görünür olanı ile sürdürülebilir olanı her zaman aynı şey değildir.

Bir fabrika yıllarca üretir. Bir teknoloji yatırımı onlarca yıl katma değer oluşturur.

Bir araştırma merkezi yeni bilgi üretir. Bir yazılım şirketi sınırları olmayan bir pazara ürün satabilir. Bir konut ise tamamlandığı gün ekonomik katkısının önemli bölümünü üretmiş olur.

Elbette kimse inşaat sektörünün gereksiz olduğunu savunamaz. Gelişmekte olan ülkeler için altyapı yatırımları hayati öneme sahiptir. Ancak sorun, inşaatın ekonominin destekleyici unsuru olmaktan çıkıp ekonominin ana karakteri haline gelmesidir.

Türkiye’de bir dönem gençlerin hayali mühendis, bilim insanı veya girişimci olmak değil; birkaç daire sahibi olmak haline geldi. Bu aslında ekonomik bir göstergeden çok sosyolojik bir göstergedir.

Toplum, üretimden elde edeceği getiriden daha fazlasını gayrimenkulden elde edeceğine inanmaya başladığında sermaye yön değiştirir.

Makine yerine arsa alınır. Fabrika yerine konut yapılır. Patent yerine metrekare konuşulur.

İşte enflasyonun tohumları çoğu zaman burada atılır. Çünkü konut üretimi arttıkça konut fiyatlarının düşmesi beklenir. Türkiye’de ise tam tersini yaşadık. Daha fazla konut üretildi, ancak konut daha ulaşılmaz hale geldi.

Bunun nedeni konutun bir ihtiyaç olmaktan çıkıp yatırım aracına dönüşmesiydi.

Tasarruf sahibi için ev, artık içinde yaşanacak bir yer değil, enflasyona karşı korunma aracıydı. Bu durum fiyatları yukarı taşıdı. Fiyatlar yükseldikçe kiralar yükseldi. Kiralar yükseldikçe işletmeler maliyetlerini artırdı.

İşletmeler maliyetlerini artırdıkça mal ve hizmet fiyatları yükseldi. Sonunda betonun maliyeti ekmeğin fiyatını da etkiler hale geldi. Ekonomide bazı sektörler vardır; etkileri kendi sınırlarını aşar.

İnşaat bunlardan biridir. Demir fiyatı yükselir, maliyetler artar. Çimento yükselir, maliyetler artar. Enerji fiyatları yükselir, maliyetler artar. Döviz kuru yükselir, maliyetler artar.

Bu maliyetler yalnızca yeni yapılan binalara değil, ekonominin tamamına yayılır.

Son yıllarda yaşadığımız yüksek enflasyonun tek sorumlusu elbette inşaat sektörü değildir.

Para politikaları vardır. Kur şokları vardır. Enerji maliyetleri vardır. Küresel gelişmeler vardır. Ancak inşaat merkezli büyüme modelinin bu tabloya önemli katkı sağladığını görmezden gelmek de mümkün değildir.

Belki de artık yeni bir soruya ihtiyacımız var: Bir ülkenin zenginliği kaç kilometre otoyol yaptığıyla mı ölçülür, yoksa kaç patent ürettiğiyle mi?

Kaç konut yaptığıyla mı, yoksa kaç teknoloji şirketi çıkardığıyla mı?

Kaç kule diktiğiyle mi, yoksa kaç bilim insanı yetiştirdiğiyle mi?

Ekonomiler de insanlar gibidir. Sürekli büyümek isterler. Fakat önemli olan ne kadar büyüdükleri değil, hangi yönde büyüdükleridir. Beton üzerine kurulan büyüme modelleri hızlı sonuç verir.

Bilgi üzerine kurulan büyüme modelleri ise kalıcı sonuçlar üretir. Türkiye’nin önündeki temel mesele artık daha fazla inşaat yapmak değil, daha fazla değer üretmektir.

Çünkü uzun vadede ülkeleri ayakta tutan şey beton değil, üretimdir. Ve belki de bugün ihtiyaç duyduğumuz en önemli kentsel dönüşüm, şehirlerimizden önce ekonomik zihniyetimizde gerçekleşmesi gereken dönüşümdür.

Etiketler

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER BURSA Haberleri
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
  • SON YORUMLANAN HABERLER
  • SON YORUMLANAN VİDEOLAR
  HAVA DURUMU
  NAMAZ VAKİTLERİ
  HABER ARA
YUKARI YUKARI