|
Tweet |
Bu krallıkta halk vergisini öder, gençler yıllarca sınavlara hazırlanır, devlet kapısında bir iş bulabilmek için nice kapılar aşındırırmış.
Derken “Para Sayan” lakaplı kendisini seçilmiş kişi sanan güçlü bir hatun gelmiş ve saraya vezir olmuş.
Para Sayan’ın bir özelliği varmış: Paraları çok iyi sayarmış. İkinci özelliği ise makamları çok iyi dağıtmasıymış. Sarayda bir makam boşaldığında önce liyakat kitabına değil, kendi defterine bakarmış. Kim kendisine yakın, kim güçlü, kim güvenilir?
Halk ise uzaktan bakıp sorarmış:
“Bizim çocuklar sahada dirsek çürütürken sarayın kapıları neden bazılarına daha kolay açılıyor?” Bir gün sarayın muhasebecileri Para Sayan’ın büyük bir servetiden söz etmeye başlamış. Rakamlar öylesine büyümüş ki, saray matematikçileri hesap tahtalarını değiştirmek zorunda kalmış.
Halkın merakı artmış.
“Bu servetin hikâyesi nedir?” diye sormuşlar. Vezirden ise şu cevap gelmiş: “Her şeyin açıklaması vardır.” Bunun üzerine köyün yaşlı bilgesi meydana çıkmış ve şöyle demiş:
“Evlatlarım, mesele birinin zengin olması değildir. Mesele, devlet makamlarının kimin için ve hangi ölçüyle kullanıldığıdır. Mesele, servetin miktarı değil; kaynağının ve nasıl elde edildiğinin açıkça anlatılabilmesidir.”
Sonra halk hep birlikte aynı soruyu sormuş:
“Saray gerçekten milletin sarayı mı, yoksa saraylıların sarayı mı?” Yaşlı bilge gülümsemiş: “Bunu anlamanın yolu basittir. Sarayın kapıları herkese eşit açılıyorsa adalet vardır. Makamlar ehline veriliyorsa liyakat vardır. Servetin hesabı açıkça veriliyorsa güven vardır.” Ve masalın sonunda kral, vezirlerine dönüp şöyle demiş:
“Unutmayın! Devlet malı deniz değil, makam da şahıs malı değildir. Bugün oturan yarın kalkar. Çünkü tahtın sahibi o ülkenin milletidir.” O günden sonra krallığın kapısına şu söz yazılmış:
“Para sayılabilir, makam dağıtılabilir; fakat milletin güveni satın alınamaz.”