Bugun...
SON DAKİKA

​Çocuklarıma Memleketimi Gösterirken…

 Tarih: 07-09-2026 16:09:00
İbrahim İkizceli

​Bazı yolculuklar vardır; insan yalnızca bir yere gitmez, geçmişine de gider. Benim için Mustafakemalpaşa böyle bir yer.  
​1970 yılında Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesinde dünyaya geldim. Çocukluğum ve gençliğimin ilk yılları bu ilçenin sokaklarında, köylerinde, derelerinde, dağlarında ve ovalarında geçti. Bu nedenle Mustafakemalpaşa benim için sadece nüfus cüzdanında yazan bir doğum yeri değildir; orası çocukluğumdur, hatıralarımdır, insanlarının yüzüdür; suyunun, toprağının, havasının ve kokusunun hafızamda bıraktığı izdir.  
​Geçtiğimiz günlerde çocuklarımla birlikte tatile çıkarken farklı bir şey yapmak istedim. Onları yalnızca bir otele veya bilinen bir tatil beldesine götürmek yerine, kendi memleketimi göstermek istedim. “Burası benim doğduğum, büyüdüğüm yer.” diyebilmek istedim. Onlara çocukluğumun geçtiği toprakları göstermek, Mustafakemalpaşa'nın sahip olduğu güzellikleri birlikte görmek istedim.  
​Tatilimizi de doğayla iç içe geçirmek için Suuçtu bölgesinde, ormanlık alanda, akarsuyun kenarında çadır kurduk. Doğrusu çok güzel bir tatil oldu: Sessizlik, ormanın kokusu, akan suyun sesi, gece gökyüzünde yıldızlar ve şehrin gürültüsünden uzak birkaç gün… İnsanın ruhunu dinlendiren bir atmosferdi. Çocuklarım da çok güzel vakit geçirdi. Fakat bu güzel tatilin içinde beni üzen, hatta bir Mustafakemalpaşalı olarak içimi burkan bazı şeylerle de karşılaştım.  
​Güzelliklerin İçinde Çöpler
​Gezdiğimiz birçok yerde doğanın bize sunduğu güzellikleri gördük; ancak bu güzelliklerin arasında çöpleri de gördük. Ormanın içinde, insanların dinlenip piknik yaptığı alanlarda, su kenarlarında bırakılmış çöpler… İnsan ister istemez üzülüyor. Çünkü doğa bize ait değil; biz doğayı çocuklarımızdan, torunlarımızdan ve bizden sonra gelecek insanlardan ödünç alıyoruz.  
​Bugün attığımız bir plastik şişe, bıraktığımız bir poşet veya yere attığımız herhangi bir çöp yalnızca bugünün görüntüsünü bozmaz; geleceğin doğasından da bir parça götürür. Üstelik mesele yalnızca belediyelerin veya kamu kurumlarının temizlik yapması değildir. Bence burada önce insan olarak kendimize bakmamız gerekiyor. Çöpü yere atan da biziz, temizleyen de yine biz olmak zorunda kalıyoruz. Bir insanın piknik yaptığı yeri temiz bırakması için büyük bir eğitim programına ihtiyaç olmamalı. Bu biraz kültür, biraz vicdan meselesidir. Ama bunun yanında elbette yerel yönetimlerin ve ilgili kurumların da bu alanları daha sık denetlemesi, temizlemesi ve insanları bilinçlendirmesi gerektiğini düşünüyorum.  
​Peki Neden Bu Güzellikleri Yeterince Tanıtamıyoruz?
​Çocuklarıma Mustafakemalpaşa'yı gezdirirken beni en çok düşündüren konulardan biri de buydu. Mustafakemalpaşa'nın gerçekten çok önemli bir doğal ve kültürel potansiyeli var. Suuçtu başlı başına bir doğa harikası. Ormanları, akarsuları, yürüyüş alanları, köyleri, tarihi ve doğal güzellikleriyle ilçenin çok daha fazla ziyaretçiye ulaşabilecek bir potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum.  
​Fakat bazen insan şunu hissediyor: Sanki sahip olduğumuz güzelliklerin farkında değiliz. Güzellik var, doğa var, tarih var; ama tanıtım yeterince yok, yönlendirme yeterince yok, bilgilendirme yeterince yok… Buraları ziyaret eden insanların nereleri görebileceğini, hangi güzergâhları kullanabileceğini, nerede dinlenebileceğini, hangi doğal veya tarihi değerin neden önemli olduğunu anlatan kapsamlı bir sistem göremiyorsunuz. Oysa günümüzde turizm yalnızca “Güzel bir yerimiz var, gelin görün.” demekle olmuyor. İnsanlara ne göreceğini, nasıl ulaşacağını ve neden görmesi gerektiğini anlatmak gerekiyor.  
​Suuçtu Milli Parkı'nda Yaşadıklarım
​Bunun en somut örneklerinden birini Suuçtu Milli Parkı'nda yaşadım. Fırtına nedeniyle milli parkın kapatıldığını öğrendik. Elbette hava şartları nedeniyle böyle bir karar alınmasını anlayışla karşılamak gerekir; insan hayatı her şeyden önemlidir. Ancak parkın girişine gittiğimizde başka bir manzarayla karşılaştık. Girişte ziyaretçilere bilgi verecek, onları yönlendirecek kimse yoktu. İnsanlar geldiler; kapalı olduğunu görünce geri dönenler oldu, bazıları ise ne yapacağını bilemedi. Hatta bazı ziyaretçilerin yürüyerek içeri girdiğini ve şelaleyi görmek için devam ettiğini gördük.  
​İşte burada önemli bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Eğer bir alan güvenlik nedeniyle kapatılmışsa bunu ziyaretçiye anlatacak bir görevlinin orada bulunması gerekir. “Bugün hava şartları nedeniyle kapalıdır.”, “Şu nedenle giriş yapılamamaktadır.” veya “Şu alternatif alanları ziyaret edebilirsiniz.” gibi basit bir bilgilendirme bile insanların hem karar vermesine hem de kurallara uymasına yardımcı olur. Çünkü yasak koymak kadar yasağın nedenini anlatmak da önemlidir.  
​Burası Neden Daha Fazla Turist Ağırlamasın?
​Aslında benim bütün bu yaşadıklarımdan sonra aklıma takılan temel soru şu oldu:
Mustafakemalpaşa neden hak ettiği kadar tanınmıyor? Neden Bursa'ya, İstanbul'a, İzmir'e veya Türkiye'nin başka şehirlerine giden insanlar Mustafakemalpaşa'yı da önemli bir doğa rotası olarak bilmiyor? Neden hafta sonu için ailesiyle doğaya çıkmak isteyen bir insanın aklına Suuçtu ilk gelen yerlerden biri olmuyor? Neden bu güzellikleri daha profesyonel biçimde tanıtamıyoruz? Neden yürüyüş rotalarımız, doğal güzelliklerimiz, tarihi yapılarımız, yöresel ürünlerimiz ve köylerimiz bir bütün olarak turizm destinasyonuna dönüştürülemiyor?  
​Bence Mustafakemalpaşa'nın buna ihtiyacı var. Üstelik bunu yapmak için yalnızca büyük yatırımlara ihtiyaç olduğunu da düşünmüyorum. Bazen iyi hazırlanmış tabelalar, bazen temiz ve düzenli yürüyüş yolları, bazen bir harita, bazen QR kodlu bilgilendirme panoları, bazen alanı tanıtan bir görevli, bazen sosyal medya ve internet üzerinden yapılacak doğru bir tanıtım, bazen de doğayı korumaya yönelik ciddi bir bilinçlendirme çalışması… Bunların tamamı küçük gibi görünür ama birleştiğinde bir ilçenin turizm anlayışını değiştirebilir.  
​Çocuklarıma Ne Anlatacağım?
​Çocuklarımı memleketime götürdüğümde onlara sadece güzel yerleri göstermek istemedim; onlara biraz da memleket sevgisini göstermek istedim. “Bakın, benim çocukluğum burada geçti.” demek istedim. “Bu toprakların bir parçası da benim hayatım.” demek istedim.  
​Ama aynı zamanda onlara şunu da anlatmak zorunda kaldım: Bir yerin güzel olması yetmez, o güzelliğe sahip çıkmak gerekir. Doğayı korumak gerekir, tarihi korumak gerekir, şehri temiz tutmak gerekir, gelen insanı iyi karşılamak gerekir ve sahip olduğun değeri dünyaya anlatmak gerekir. Çünkü tanıtılmayan güzellik, keşfedilmemiş güzellik olarak kalır.  
​Bir Gece Namazı ve Kapalı Bir Cami
​Tatil sırasında beni ayrıca düşündüren başka bir olay daha yaşadım. Gece namaz kılmak için Şeyh Müftü Camii'ne gittim. Ancak cami kapalıydı. Namazımı kılabileceğim başka açık bir yer de bulamayınca dışarıda, bir kartonun üzerinde namaz kılmak zorunda kaldım.  
​Elbette namaz her yerde kılınabilir; kartonun üzerinde de kılınır, toprağın üzerinde de… Benim için asıl mesele bu değildi. Beni düşündüren, insanların ibadet etmek istediği bir zamanda şehir merkezindeki bir caminin kapalı olması ve alternatif bir alanın bulunmamasıydı. Bu küçük gibi görünür olay aslında şehirlerin ve kamu hizmetlerinin planlanmasında üzerinde düşünülmesi gereken bir ayrıntıdır. Çünkü bir şehrin değeri yalnızca yolları, binaları veya meydanlarıyla ölçülmez; insanların ihtiyaçları da şehrin bir parçasıdır.  
​Sitemim Sevgimdendir
​Bu yazıyı bir Mustafakemalpaşalı olarak yazıyorum. Amacım kimseyi suçlamak değil; tam tersine, belki de biraz sitem etmek istiyorum. Çünkü insan en çok sevdiği yere sitem eder. Ben Mustafakemalpaşa'nın çok daha iyisini hak ettiğine inanıyorum. Doğasıyla, insanıyla, tarihiyle, kültürüyle ve sahip olduğu güzelliklerle çok daha fazla insan tarafından tanınabileceğine inanıyorum.  
​Çocuklarıma memleketimi gösterirken hem gurur duydum hem de bazı eksiklikleri gördüğüm için üzüldüm. Ama umudumu kaybetmedim. Çünkü bir yerin eksikliklerini konuşabiliyorsak, onu daha iyi hale getirmek için hâlâ bir umudumuz var demektir.  
​Benim dileğim çok basit:
​Suuçtu'nun suyu daha temiz aksın.  
​Ormanlarımız çöplerden arınsın.  
​Doğamız daha iyi korunsun.  
​Güzelliklerimiz daha iyi tanıtılsın.  
​Gelen insanlar nerede olduğunu, ne gördüğünü ve gördüğü yerin neden değerli olduğunu bilsin.  
​Ve çocuklarımız yıllar sonra kendi çocuklarını Mustafakemalpaşa'ya getirdiklerinde, bizim bugün gördüğümüz eksiklikleri değil; koruyup geliştirdiğimiz güzellikleri görsün.  
​Çünkü memleket sadece doğduğumuz yer değildir; memleket, gelecek nesillere nasıl bıraktığımız yerdir.  
​Ben çocuklarıma Mustafakemalpaşa'yı gösterirken aslında biraz da kendime şu soruyu sordum: “Biz bu güzelliklere ne kadar sahip çıkıyoruz?”  
​Cevabını ise hep birlikte vermek zorundayız.

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
  • SON YORUMLANAN HABERLER
  • SON YORUMLANAN VİDEOLAR
YUKARI